10.02.2012 12:09:00

Müzik Nedir? Müzik Tarihi ve Temel Öğeler

Müzik Nedir? Müzik Tarihi ve Temel Öğeler


Müzik


İnsana sesler aracılığıyla duygularını, düşüncelerini dile getirme olanağı sağlayan sanatı ve bu sanatın ürünlerini belirten ortak terim. Müzik için, “güzel sanatların hem en matematiksel, hem de en soyut olanı” denmiştir. Bununla birlikte, sözcüklerin, resimsel imgelerin ya da beden hareketlerinin tersine, müzik seslerinin kendi başlarına hiçbir somut çağrışımları yoktur ve ancak müzik yapıtlarını oluşturacak biçimde bir araya getirildikleri zaman anlam kazanırlar.
Filozoflar müziği tanımlamaya çaba gösterirken, hep müziğin özünde var olan sorunlar karşısında bocalamışlardır. 1.0. 111. yy’da eski Yunan filozofu Aristoksenes, müziğin doğasına ilişkin düşünce çalışmalarını, güncel müzik uygulamasını açıklamak yolundaki girişimlerden ayırmıştır. Ortaçağ kuramcılarının çoğu ve onlardan önceki eski Yunan kuramcıları gibi, Boethius (I.S. 480’e d.-524’e d.)da, müziğe, evrenin uyumu, beden ile ruhun uyumu ve ses tonlarının uyumu biçimlerinde bölümlere ayıran çok geniş bir görüş açısından bakmıştır. Geçen yüzyıllar içinde çeşitli filozoflar, müziğin özü konusundaki kuramlarını, kendi özel dünya görüşleriyle bütünleştirmeye çalışmışlardır. Batı kültürü dışı birçok kültür, bunun yanı sıra da bazı Batılı yazarlar, müziği, gücünün maddi evrene öbür güzel sanatlardan ve bilimlerden daha az bağlı olduğuna inanarak, yazılı ya da çizili bir biçimde dile getirilemeyen temel doğruların ya da ilkelerin kilidini açabilen, özünde gizemci ya da gizli bir güç olarak tanımlamışlardır. Konfüçyüs, “müziğin coşkudan doğduğunu” gözlemlemiştir. İster insan sesi için müzik (vokal müzik), ister çalgı müziği (enstrümantal müzik) olsun, müziğe hem gerçek ve hem de betimsel anlamda, konuşulan sözcükten daha az özgüllük taşıyan, buna karşılık çok daha ince anlam ayrıntıları ve çok daha fazla coşkusal güç taşıyan bir dil ya da konuşma biçimi olarak da bakılmıştır. Bununla birlikte, müzik evrensel bir dil olmaktan çok, konuşma gibi, insanların doğuştan yetenekli oldukları, ama sonradan edinilmiş bir dildir. Müziğin düşünce, deney ve duyguları dile getiren bir anlatım aracı mı, yoksa düşünce ve duygu gibi öğelerin iletilebildiği kendi başına apayrı bir sistem ya da düşünce yöntemi mi olduğu konusundaki tartışma, günümüze kadar süregelmiştir.

Müziğin yakın dönemdeki bazı tanımları “düzenlenmiş ses,” “seslerin hareketi”, “hareket halindeki ses biçimi” ve “ses enerjisinin biçimlendirdiği zaman”dır. Kuşkusuz, tek başına hiçbir tanım, müziğin birbirinden çok farklı birçok uygulamasını bütünüyle kapsayamaz ya da bazı estetik önyargılardan kurtulmuş olamaz. Müzik çoğunlukla hem gürültüyü (sözgelimi, zil sesi gibi), hem de kesin perdeli sesleri, hem belli bir yapı kazandırılmış susları, hem de sesi, hatta hem bilinçli kargaşayı, hem de biçimliliği içerir. Müzik, farklı zamanlar ve farklı durumlarda (yerine göre) kişisel bir anlatım, bir iletişim aracı, ortak bir anlayış, bir tören biçimi ya da bir düşünce biçimidir. Robert Schumann’a göre, müziğin taşıdığı “güzellikteki büyü, belki de bütünüyle kökenindeki gizemden kaynaklanır”.


Arkeoloji uzmanları, günümüzden 30 000 yıl öncesinden kalma müzik aletleri bulmuşlardır. Dinsel törenler, toplantılar ve eğlencelerin, dansla ve öykü anlatmayla iç içe geçmiş tören müziğinin geçmişi, yazılı tarihten öncesine dayanır; bazı kuramcılara göre tarihi, insanın konuşmayı öğrenmesinden daha eskidir. Halk müziği, bütün toplumlarda ortak bir olgudur. Halk şarkıları, belirli bazı işlevlerle (çalışmaya eşlik eden şarkılar, dinsel müzik, vb.) özdeşleşmiş olabilmekle birlikte, çoğunlukla yalnızca verdikleri zevk için söylenirler. Daha belirli bir yapı kazanmış müzik gelenekleri, tören müziği, halk müziği ve bunlarla ilgili görenek halini almış türlerden evrim geçirerek, zaman içinde klasik müzik (ya da “sanat müziği”) gelenekleri haline gelmişlerdir. Müzik artık gün geçtikçe, yalnızca verdiği zevk amacıyla, kendine özgü zaman ve mekan içinde yorumlanmaktadır (icra edilmektedir) ve yalnızca kendine özgü anlam taşımaktadır.


Bir müzik yorumunu kavramak ve ondan hoşlanmak iç.in, o müziğin ses seçimlerini, ayrıntılarını ve örgütlenme ilkelerini biraz olsun bilmek ve o müziğin işlevine, yani müziğin nasıl işitilmesinin amaç alınmış olduğuna ilişkin bir anlayışa sahip olmak gerekir. Yukarda sözü geçen sınıflandırmalar, başlangıçta yararlı olabilirse de, çok katı ya da rastgele uygulanmamaları gerekir; çünkü bu tür basitleştirilmiş sınıflandırmalara hiç uymayan pek çok yapıt ve pek çok müzik türü vardır. Tek bir örnek vermek gerekirse, caz, hem bir halk müziği, hem de bir sanat müziği geleneğidir.


Müziğin nasıl bestelendiğine, nasıl duyulduğuna ve nasıl anlaşıldığına ilişkin sorular, birkaç inceleme alanını içine alır. Bir sesin ya da müzik pasajının niteliği üstünde düşünülürken, çoğunlukla kaynağın akustik özellikleri, işitilen şeye ilişkin öznel zihinsel algı ile bu müziğe dinleyicinin eğitiminin ve deneyiminin rengini verdiği yanıt verme biçimleri arasında ayrım yapmak gerekir. Bu incelemeler akustiği (sesin fiziksel özelliklerinin bilimi) ve psiko akustiği (seslerin nasıl yorumlandığına ilişkin inceleme) içerir. Müzik kuramları müziğin öğelerini, tekniklerini ve biçimlerini belirli kurallara bağlama çabalarıdır. Müzikbilim (ya da müzikoloji), üslupların ve biçimlerin tarihsel gelişmesini izler. Estetik, sanatsal değer ve yargıları inceler. Ruhbilim ve toplum- bilimin bazı dalları, müziğin zihinsel süreçler ve toplumsal değişmelerle ilgisini ele alan daha geniş sorunlar üstünde dururlar.


Bu maddenin geri kalan bölümü, müzik sesleri ve müziğin temel öğeleri, bu öğelerin yazılı simgelere dönüştürülmesi, Batı müziğinde düzenleme ilkelerinin ve seslendirme araçlarının tarihsel gelişmesi, Batı müziği uygulama ve davranışları ile öbür kültürlerinki arasındaki farklar, birbirindan ayrı gelenekler arasındaki etkileşmelerin sonuçları gibi, müzik yapımının ve dinlemenin önemli yönlerini ele almaktadır. Başlıca tarihsel dönemler (sözgelimi barok müzik), besteciler, müzik biçimleri ve ulusal müzikler (Türk müziği, Çin müziği, vb.) konusundaki ayrıntılı bilgiler, ansiklopedide ayrı ayrı maddelerde ele alınmıştır.


MÜZİĞİN TEMEL ÖĞELERİ


Ses, keman teli ya da insanın ses telleri gibi, esnek cisimlerin titreşmesi sonucu oluşur. Titreşimler, hava basıncında dalgalanmayı andıran değişmeler aracılığıyla iç kulağa iletilir; orada, beyne gönderilen elektrik itkilerine dönüştürülür. Sesin fiziksel özellikleri şunlardır: Süre; bir güç birimi olan genlik; sesin geçici zarfı ya da evrimi (atak ya da atılım, süre ve sönme ayırıcı nitelikleri); frekansı ya da sıklığı (saniyede salınım olarak ölçülen ve “hertz” diye de adlandırılan temel titreşim hızı); frekans tayfı (frekansı oluşturan bütün öğelerin, sesin içinde var olan armonik ya da kısmi seslerin ve bunların göreli güçlerinin ölçüsü).


İnsan kulağının işitebildiği titreşimler, alt ve üst aşırı uçlardaki frekansları çok az sayıda kimsenin işitebilmesine karşılık, kabaca 20-20 000 hertz (Hz) arasındadır.
Perdeleri (“diklik” de denir) iyice belirli olan sesler, belirli bir frekansta dönemsel olarak titreşirler; piyanonun en kalın (pes) ve en ince (tiz) sesleri, sırasıyla, 27,5 ve 4 186 Hz frekanslarda titreşir. Bununla birlikte, ışık ışınlarının çoğunun birkaç dalga boyundan oluşması gibi, doğal seslerin karmaşık titreşme örüntüleri aslında, “bölümsel (ya da kısmi) sesler” adı verilen farklı güçte pek çok frekansı içerir. Şarkı seslerinde, telli ve üflemeli çalgıların çıkardığı çoğu müzik seslerinde, bu bölümsel seslerin büyük bölümü, birbiriyle basit tam sayılı oranlar halinde (temel frekansın iki katı, temel frekansın üç katı, dört katı, vb.), armonik orantılıdır. Buna karşılık, vurmalı çalgı seslerinin, konuşma seslerinin ve gürültü seslerinin çoğu, daha karmaşık, daha az düzgün titreşimlerden oluşur. Bölümsel frekansları armonik orantılı değildir; bu nedenle de tam kesin bir temel ses perdesi duyulmaz.


Sesin frekansı ile perdesi doğru orantılıdır: Temel frekans ne kadar yüksek olursa, algılanan ses perdesi o kadar tiz olur. Bununla birlikte, öbür müziksel nitelikler, tek bir fiziksel kaynağa bu kadar doğrudan bağlı değillerdir. Sesin şiddeti, hem sesin genliğine, hem de frekans enerjileri daha yüksek olan seslerin daha şiddetli algılanmaları nedeniyle, frekans tayfına dayanır. Tını, bir sesin kendine özgü tonlama niteliğidir; perdesi ya da seslendirilmesindeki tonlamalar söz konusu olmaksızın iki kişinin seslerini ya da bir klarnetin sesini flütünkinden ayırt etme olanağını sağlayan şey, sesin bu özelliğidir. Tını algısını etkileyen birkaç fizik etken vardır:


Sesin zarfı (anvelopesi; özellikle, temel titreşimle ilgili olmayan gürültüye benzer öğeler içeren atılımı); frekans tayfı; formantlar. Formant bir çalgıda tınlayan ve içinden geçen her frekansı yükselten bir ya da daha çok alandır. Formantları bir çalgının fizik biçimi belirler. Formantlar bunun yanı sıra, konuşurken ya da şarkı söylerken söylenen ünlülerin üretimi bakımından da çok büyük önem taşırlar.
Bir kültürün müziğinin melodi ve armonileri, bir ses düzeni sistemini yansıtan belirli sayıda müzik sesinden oluşur. Müzikte kullanılabilen bu sesler topluluğu, bir dizi oluşturacak biçimde çıkıcı ya da inici düzende sıralanabilir. Eski Yunan ve Ortaçağ dizileri gibi yedi notadan oluşan, piyanonun beyaz tuşlarına karşılık düşen diziler, “diyatonik” diye adlandırılırlar ve Batı müziğinin büyük bölümünün temeli olmayı günümüzde de sürdürürler. Bununla birlikte, XVI. yy’dan bu yana, Batı müziği bu özgün yedi sesin arasında yer alan ek beş yarım (ya da kromatik)sesi gün geçtikçe daha çok kullanmaya yönelmiştir. Batı kültürü dışındaki kültürlerse, farklı ses düzeni sistemleri kullanırlar; bunlar Afrika kabile müziğinde olduğu gibi yalnızca iki ya da üç sesten oluşabilir ya da bazı Asya müziklerinde olduğu gibi on iki sesi aşabilir. En yaygın diziler, beş, altı ya da yedi sesli dizilerdir.


Bir dizinin ayırt edici sesini, komşu sesler arasındaki aralıklar(entervaller) belirler. En temel müzik aralığı, bir sesin frekansı iki katına çıkarıldığı ya da yarısına indirildiği zaman oluşan sekizli aralıktır (ya da oktay). Sekizli aralıktaki iki ses, bir özdeşlik duygusu ya da aynı sesin tiz ya da pes perdeden seslendirilmesi duygusu yaratır. Eski Yunan matematikçisi Pythagoras, öbür önemli aralıklar için de buna benzer (sözgelimi tam beşli aralığı için 2/3 oranı gibi) oranlar bulmuştur. Bununla birlikte akustik bakımdan “katıksız” olan bu aralıklar, kromatik müzikte akort bozukluklarına ve başka sorunlara yol açar. Bu sorunun çözümü için, çeşitli tamperemanlar (Pythagoras aralıklarının büyüklüklerinde ufak tefek ayarlamaların yapıldığı akort sistemleri) bulunup geliştirilmiştir. İlk olarak 1 500’e doğru önerilen eşit aralıklı (tampere) sistem, XVIII. yy. ile XIX. yy’ın başlarında standartlaştırılmıştır. Bu sistem, sekizli aralığı, eşit on iki aralığa ayırır. Komşu iki ses arasındaki, frekans oranı 1,05946 olan aralığa, “yarım aralık” (ya da “yarım ses”) adı verilir. Bir siyah tuşla birbirinden ayrılan iki beyaz tuş arasındaki gibi, iki yarım ses aralığına eşit olan aralığa da, “tam aralık” ya da “tam ses” adı verilir.


Yedi notadan doğan (diyatonik) diziler, beş tam aralık ile iki yarım aralıktan oluşur. Ortaçağ ve Rönesans müziğinde “mod” adı verilen bu tür birkaç aralık kullanılmıştır (sözgelimi, lonia modu, günümüzde “Do majör dizisi” diye adlandırılan, Do’dan başlayan beyaz tuşlardan oluşan sekizli aralığıdır; Aiolia moduysa, günümüzde “La minör tonu” diye adlandırılan, La’dan başlayan beyaz tuşlardan oluşan sekizli aralığıdır). Her modun kendine özgü aralık düzenlemesi olması, ayırt edici melodi kalıplarıyla sonuçlanmıştır. Eski Yunanlı müzik kuramcıları gibi Ortaçağ kuramcıları da, her moda kendisine özgü anlatımsal nitelikler ve uygunluklar yüklemişlerdir.


İstenen sayıda dizi oluşturulabilir. Sözgelimi, kromatik dizi, sekizli aralığın art arda çalınan oniki yarım sesinden (bütün beyaz ve siyah tuşlardan), pentatonik dizi, sekizli aralığın içindeki beş notadan, tam ses dizisi sekizli aralığın içinde birbirinden bir tam ses uzaklıklarda olan altı notadan oluşur; mikrotonik ya da minitonlu diziler, sekizli aralığı, yarım tondan küçük olan aralıklara bölerler; bunun gibi daha pek çok dizi vardır.
Diziler genellikle, melodilerin sıklıkla geri döndüğü ve üstünde sona erdiği üç merkez ton ya da sesten kaynaklanmıştır. Tonalite, yani bütün dizi seslerinin bir ana sesle ilgili olması, bütün müzik kültürlerinde ortak olan pek az sayıda ilkeden biridir. Bununla birlikte, bu terim, kendine özgü majör-minör :tonalite armoni sistemini anlatan daha dar bir anlamda da kullanılır. XVII. yy. ortalarından XX. yy. başlarına kadar aşağı yukarı bütün Batı sanat müziğini bu sistem yönetmiştir ve günümüzde de popüler müziğin büyük bölümünün ve konser müziğinin büyük bölümünün temelini oluşturmayı sürdürmektedir. Tonal müzikte majör ve minör modlar kullanılır. Majör modda piyanodaki aralık düzeni 1-1- 1/2-1-1-1 -1/2’dir; melodik minör modda 1-1/2-1-1-1 -
1- 1/2’dir; doğal minör modda 1-1/2-1-1-1/2-1-l’dir; armonik minör modda 1-1/2-1-1-1/2-1-l’dir. Melodiler ve akor yürüyüşleri her seferinde “tonik” adı verilen, tonal merkezle ilgisi içinde işitilir. Öbür diyatonik ve kromatiktonlar ile bunların üstüne kurulmuş olan akorlar, başlangıç noktaları, ara hedefler ve tonik notaya dönüş araçları olarak işlev görürler.


Müziğin en önemli temel öğeleri ritim, melodi, kontrapunto (ya da kontrpuan), armoni, biçim ve ton rengidir (tını). Gürlük (sesin şiddetindeki “nüans” da denen değişiklik), ses dokusu ya da örgüsü ve yoğunluk gibi daha başka öğeler de tanımlanabilir; ama bunlar genellikle, biçimsel ve anlatımsal kalıpları belirginleştirmek için kullanılırlar.



Ritim:


Ritmik bir vuru, zamanın bölümlerini birbirinden ayırır. Vuruşlar kuvvetli vuruşlu ya da zayıf vuruşlu olabilir. Hafifçe değişen vurguları söylenen sözlü metnin belirlediği Ortaçağ’ın başlangıç dönemindeki yapıtların Çoğu ve Rönesans yapıtlarının bazıları, zayıf vuruşlu ya da vurgusuzdur. Buna karşılık, en alışılmış müzik biçimleri kuvvetli ve zayıf vuruşları düzgün kalıplar halinde öne çıkarırlar; bu da çok kullanılan bazı ölçülerle 50- nuçlanır. Kuvvetli ve zayıf vuruşların dönüşümlü olarak birbirini izlediği ikili ölçü marşlarda kullanılan, her üçüncü vuruşun kuvvetli Olduğu üçlü ölçüyse valslerde kullanılan özel ölçülerdir. XX. yy. başlarından önce, aşağı yukarı bütün Batı müziğinde iki, üç, dört ya da altı vuruşlu, nispeten basit ölçülü kalıplar kullanılmıştır. Bununla birlikte, böylesine basit bir çerçeve içinde bile, süre kalıplarında ve ikincil vurgu türlerinin kullanımında daha çok çeşitlilik sağlanabilir. Asya müziğinde ve Doğu Avrupa halk müziklerinde, genellikle beş ya da yedi vuruştan oluşan bakışımsız ölçüler yaygındır. Farklı bölümler arasında vurgu, ölçü, hafta vuruşların bile rastlaşmadığı çoğul ritimlerin (poliritm) de içinde yer aldığı ritim karmaşıklığı, Afrika davul müziğinin niteleyici özelliğidir. Basit ölçüde yapı çerçevelerine bunun gibi ve daha başka seçenekler, XX. yy. konser müziğinde büyük ölçüde kullanılmıştır.


Melodi:

Melodi, ritim içinde birbirini izleyen müzik sesleridir. Bütün toplumlarda yaygın olan ve müziğin en akılda kalıcı yanını oluşturan melodi, çoğunlukla ayrıntılı çözümlemeye garip bir biçimde direnç gösterir. Melodiler bir gevşeme ya da soluklanma noktası olan bir kadansla (“durgu” ya da “kalış” da denir) sona eren cümlelerden (ya da tümcelerden) oluşurlar. İnsan sesi için müzikte, kadanslar genellikle metindeki dizenin sonuna rastlar. Melodi sürekliliği birçok biçimlerde sağlanabilir; ama çoğunlukla yineleme ve karşıtlık arasındaki etkileşme sonucu oluşur. Bazen birkaç notadan oluşan ve “motif” (“figür” ya da “örgen” de denir) adı verilen çok küçük, ama keskin bir perde ya da ritmik figür birkaç kez yinelenir. Motifler, cümleler ya da bütünsel melodilerde çeşitlenebilir(yani değişikliklerle yinelenebilir) ya da geliştirilebilir( yani daha küçük birimlere parçalanıp yeni biçimlerde birleştirilir ya da yeni bir perde düzeyine aktarılır). Melodi biçim düzeni (kontur), yani aşağı ve yukarı ses hareketlerinin oluşturduğu bütünsel biçim, belirgin bir profil oluşturur; genellikle bu yüzden, melodilerden çoğunlukla “çizgiler” ya da “dizeler” diye söz edilir. Büyük ölçekli yapıtlardaki ana melodilere, “tema” adı verilir.
Melodi yapılamasında “özgünlüğe”, Batı’da son derece değer verilir. Oysa bazı başka kültürlerin müziklerinde melodi buluşları, çok bilinen melodi kalıpları, motif süslemeleri ya da diziye benzer modeller üstünde çeşitlemeler biçimini alır. Sözgelimi, Hint müziğinin ragaları (ya da modları, makamları) bazıları yinelenebilen dizi seslerinin özel, çoğu zaman da ardışık olmayan inici ve çıkıcı biçimlerde düzenlenmelerinden oluşur. Çok küçük bir melodi parçası ile bir dizi arasındaki orta noktada bulunan ara, sürekli doğaçlama çeşitlemelerine yapısal ve anlatımsal bir çerçeve sağlar.


Birçok Asya ve Afrika kültüründe, ritim ve melodi kaynaklarının gelişmesi, çok sayıda karmaşık akort sisteminin ve ritim yapısının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Buna karşılık Batı müziğinin gelişmesinin temel özelliğini, dinleyicileri, sesleri ve melodileri hep yeni yöntemlerle birleştirmekle etkilemesi oluşturur. Melodileri aynı anda birleştirme teknikleri “çokseslilik” (polifoni) ve “kontrapunto” ya da “kontrpuan” (“notaya karşı nota” anlamında) diye adlandırılır. Çoğunlukla çalgı için yapıtlarda bile, “sesler” diye adlandırılan ayrı ayrı melodiler, bağımsız ana çizgilerini korurlar ve farklı yerlerde sona erebilirler; bununla birlikte, aynı zamanda da karma bir biçimsel tasarım üretmek için karşılıklı olarak birbirleriyle ilişkilidirler. Bazı kontrapunto yapıtlarında sesler, ayrı figürlerden geliştirilir ve birbirleriyle keskin bir karşıtlık oluştururlar. Bununla birlikte, çoğunlukla, melodik fikirler bir sesten ötekine geçer; bu, “taklit” adı verilen ve sunu (ya da serim) ve yanıt örüntülerine yol açan bir tekniktir. Taklit teknikleri kulak için her zaman açık olmaz. Yaygın taklit uygulamaları arasında farklı bir perde düzeyine aktarım (ya da göçürüm), ritim farklaşması (sözgelimi özgün hızın iki katı ya da yarı hızıyla ilerleyen bir yanıt), çevirme (çıkıcı aralıkların inici aralık lar haline geldiği “altüst edilmiş” bir yanıt), vb. dönüştürme türleri vardır.


Armoni:


Birlikte seslendirilen nota kümeleri armoniyi (uyumu) oluşturur. Melodi ve çokseslilik yöntemlerinden gelişerek görenekleşmiş olan armoni uygulaması, Batı müziğinin en özgün özellikleri arasındadır; başka kültürlerde ancak rastlantısal olarak görülür. Armoninin temel birimi akor (ya da “uygu”), yani tek bir müzik sesi oluşturacak biçimde kaynaşan iki ya da daha çok sayıda müzik sesidir. Bir akorun armoni niteliğini, sesleri arasındaki aralıklar ve bir pasajın içinde bulunan öbür akorlarla ilişkisi belirler. Uyumlu ya da hoş uyumlu (konsonant) aralıklar (bunlar genellikle basit frekans oranlarından kaynaklanır) bir kararlılık ya da rahatlama duygusu yaratırlar; buna karşılık uyumsuz (dissonant) aralıklar bir gerilim duygusu ve bir çözülme gereksinmesi yaratırlar. Akustik temellerine karşın, uyumluluk ve uyumsuzluk, göreli kavramlardır. Bir çağda ya da kültürde “uyumsuz” sayılan aralıklar ya da akorlar, çoğunlukla başka zamanlarda ve başka yerlerde uyumlu olarak değerlendirilirler. Ayrıca, akustik olarak uyumlu olan bir akor, bazı bağlamlarda, özellikle de eğer beklenmiyorsa, uyumsuz bir armoni olarak algılanabilir.


Akorların ilk kez kendi başlarına müziğin yapı taşları sayıldıkları XVIII. yy’ın başlarından bu yana, armoni uygulaması, tonalite ilkelerine sıkı sıkıya bağlanmıştır. Tonal müziğin temel akoru, üçlü akordur (“triad” da denir); üçlü akor, birbirlerinden iki diyatonik dizi basamağı ayrı olan üç sesten (sözgelimi bir majör ya da minör dizinin 1., 3., 5. sesleri) oluşan akordur. Herhangi birdiziya da kromatik ton üstünde, Uçlü ve ek sesli daha karmaşık akorlar oluşturulabilir. Her akor, ya ikincil armonik hedeflere doğru tonal hareketi yaratmaya ya da tonik üçlü akora dönmeyi hazırlamaya hizmet eden ana tonaliteye göre işlev görür. Uzayan tonal hareket, modülasyonla, yani geçici olarak bir başka tonaliteye geçişle sonuçlanabilir. XIX. yy. sonlarının müziğinin, kromatik ses tonu değişikliklerini, uyumsuz ya da renkli ve canlı armoni dizilerini, uzatılmış huzursuz tonal pasajları gün geçtikçe daha çok kullanması, tonalitenin temelini oluşturan ilkeleri giderek zayıflatmıştır. XX. yy. müziğinde, bazıları tonal uygulamaya bağlı, geri kalanlarıysa yeni yöntemlere dayanan birkaç almaşık armonik örgütleme yöntemi kullanılmıştır.



Biçim:


Biçim müziğin mimari yapısıdır; ana düşüncelerin geliştirilerek inandırıcı, eksiksiz bir müziksel sunu (ya da serim) haline genişletildiği süreçtir. Bir yapıtın biçimi, kendinden başka benzeri bulunmayan bir geliştirme ve birleştirme sürecidir. Biçimin ilkeleri, iki geniş kategori halinde gruplandırılabilir: Taslak; yöntemler. Taslak (“şema” da denir), olayların genel bir sıralanışından oluşur. En önemli yarış noktaları tam kadans!ar (tam kalışlar), yani bölmeleri ayıran bitiş noktalarıdır. İki bölmeli biçimler, bir sunu ve yanıtı temsil ederler. İkinci bölme, karşıt düşüncelerle ya da başlangıç gerecinin yeniden sunulmasıyla başlayabilir. Her iki durumda da, sonuçta güçlü bir final kapanışına ve sunulmuş bütün gerecin karara bağlanmasına ulaşılacaktır. Uç bölmeli biçimler, sunu, karşıtlık ve sunuya dönüş (A-B-A) ilkesinden kaynaklanır. Tek tek bölmelerin kendileri, tam ya da çeşitlenmiş yinelemeler, tema grupları, geçişler ve gelişme pasajları, içsel iki ya da üç bölmeli kalıplar içerebilir. Tonal müzikte birlik, karşıtlık ve tümel yapı, öncelikle, ikincil tonal hedefler ile tonik akor arasındaki armoni yürüyüşünün sonucu olarak ortaya çıkar.


Bununla birlikte birçok ortak biçim, belirli bir olaylar dizisinden çok, kendine özgü yöntemlere dayanır. Sözgelimi taklit, birçok çoksesli yapıtta ve kontrapunto yapıtında, baş örgütleme ilkesidir; füg ve kanon gibi bi- çimlerin, temel öğesini oluşturur. Bireysel fügler tema serimlerinin, tema modülasyon ve kadanslarının sayısı ve yeri bakımından büyük ölçüde değişiklik gösterirlerse de, ortak bir gelişme yöntemini paylaşırlar.



Bazı durumlarda biçimle karıştırılan müzik türleri (sözgelimi, yaylı çalgılar dörtlüsü ya da eşlikli şarkı), özel birer yorum aracıdır. Tür kategorileri insan sesi için müzik, çalgı müziği, solo, oda müziği (küçük müzik topluluğu), büyük ölçekli (uzun, çoğunlukla çok bölümlü) besteler, vb. yorum türlerinden oluşur. Farklı yorum araçları, farklı anlatım kaynaklarını gerektirir. Sözgelimi, insan sesi için melodiler, genellikle çalgı için melodilerden daha küçük bir ses genişliğiyle ayırt edilirler. Bazı dönemlerde bazı türler, belirli biçimlerle özdeşleşir. Sözgelimi, XVIII. ve XIX. yy’Iarın yaylı çalgılar dörtlüleri, ana çizgileriyle aynı biçimsel taslağı izlerler.


Bir kültürün, bir tarihsel dönemin, bir besteci ya da yorumcunun müzik dili, görenekleri ve çalışma yöntemleri, müzik üslubunu oluşturur. Üsluplar, müzikçilerin, kendi toplumlarının değer yargılarına ve özlemlerine verdikleri yanıtı yansıtır. Bir müzikçinin ortak biçimleri, ortak tonal düzenleme yöntemlerini ve müzik kalıplarını kullanışı, kendi özel başarılarını ölçebileceği genel özelliklerdir.



Yorumlar

Yorum yok


Yorum Ekle

İsim:
Yorum:
En fazla 1000 karakter
 






Kategori:

Konular: müzik, ttnet müzik, müzik tarihi, müzik nedir, müzik temel öğeleri,